‘English Through Peace Education’ Nasıl Geçti?

(Bu yazı ilk olarak https://oznurvurgun.wordpress.com/ adresinde yayımlanmıştır)

Merhabalar, size katıldığım ‘İNGİLİZCE BARIŞ EĞİTİMİ’ kampı hakkında bilgi vermek istiyorum. Öncelikle etkinliği Uzay Kampı’ndaki refakatçimiz Dilhayat abladan öğrendim. YES (Youth Exchange and Study) mezunlarının hazırladığı bir pilot projeydi. Bir hafta boyunca barış temalı İngilizce eğitim aldık. 16 farklı şehirden 16 öğrenci 6 şaperon vardı. Eğitim süresince gruplar halinde çalıştık. 8 gün süren bu kampta neler yaptığımızı özetleyerek anlatmak istiyorum.

1.  Gün

Kadıköy’de toplanıp Özyeğin Üniversitesi’nin yolunu tuttuk. Serviste birbirimizle tanışıp konuşmaya başlamıştık bile.

Özyeğin Üniversitesi’ne vardıktan sonra odalarımıza. Odaya yerleştikten sonra eğitim alacağımız dersliğe gittik. Program genel hatlarıyla anlatıldı. Daha sonra çatışma veya anlaşmazlık anında problemi nasıl çözeceğimizi ele alan İngilizce bir sınav olduk. Eğitimimiz bir sonraki gün başlayacaktı. Bunun için birinci gün dinlenmeye ve tanışmaya bıraktık.

2. gün

Eğitimimiz saat 9’da başlayacağı için 7.30’da kalktık ve kahvaltıdan sonra dersliğe gittik. Birbirimizi tanımamız için ikişerli grup oluşturuldu. Herkes partnerine tanımak için sorular sorduktan sonra partnerini sınıfa tanıttı.

Jeremy Gilley’in TED konuşmasını izledik. Barış için tek başına çıktığı yolda yılmadan ilerlemeye çalışan ve milyonlara ulaşan birisi Jeremy Gilley. Daha sonra kendimize göre barış kavramını tanımladık ve Jeremy’nin başarısı ve azmi hakkında konuştuk. Bir yandan da öğrendiğimiz yeni kelimeleri not aldık.

Öğle arası, birbirimizi tanımak için isim-hareket oyunu oynadık. Dersliğe gittiğimizde dünya barışı hakkında ‘dünya barışı mümkündür’ fikrini ve ‘dünya barışı mümkün değildir’ fikrini savunan iki grup oluştu. Ben ‘dünya barışı mümkündür’ fikrini savundum. “Barışı nasıl sağlarız, nasıl yayarız, neler yaparız ve bunun için neleri kullanırız?” gibi sorulara cevaplar aradık. Günlük hayattan örneklendirdik. Her iki taraf düşüncelerini paylaştı ve her iki taraf da kendisine göre haklıydı. Böylece farklı açılardan bakma fırsatımız oldu. Daha sonra dışarıda oturup beraber İngilizce sohbet ettik.

Akşam Sophie Scholl: Final Days‘i izledik. Gerçek hayattan uyarlanarak çekilen bir film. Nazi Almanyası zamanında Beyaz Gül adlı direnişin savaş karşıtı bildirisini dağıtan Sophie Scholl’un hikayesini anlatıyor.Filmden sonra uyuma saatine kadar birbirimizle sohbet ettik ve odalarımıza döndüğümüzde film analizini yazdık.

Yargılarımı kırmaya hazır bir şekilde diğer günü bekledim.

görselde 9 kişi vardır ve grup çalışması yapmaktadır.

3. Gün

Sabah hazırlandıktan sonra dersliğe geçtik. İlk olarak bir önceki gün izlediğimiz filmin analizini yaptık. Yani filmdeki çatışmaları, çatışmaların nedenlerini, insanların çatışmaya karşı verdikleri tepkileri, çatışmaların sonucunu ve ne öğrendiğimizi tartıştık. Sonrasında hayatımızda hiç unutamayacağımız ve teşekkür borcumuzun olduğu bir kişiyi seçerek ona mektup yazdık (Sophie Scholl gibi :)). (Ben Dilhayat ablaya yazdım. :,))

Who am I?‘(ben kimim?) videosunu izledikten sonra herkes kendinisinin nasıl biri olduğunu tanımladı. Sonra kendimize göre çatışmanın tanımını yaptık. İkişerli grup oluşturup seçtiğimiz bir halk kahramanını tanıttık. Ben ve Kerem, Betty Williams, Mairead Corrigan‘ı tanıttık. Daha sonra kendi halk kahramanımızı oluşturduk. Bunun için dört kişilik grup halinde çalıştık. Bir kişi halk kahramanı, diğer  üç kişi gazeteci oldu ve röportaj yaparak halk kahramanımızı tanıttık.

Akşam Insult: Hakaret filmini izledik. Film Tonny’nin Yasser’in ırkına hakaret etmesiyle başlıyor ve bu olay mahkemeye taşındıktan sonra gerçeklerin göz önüne serilmesini anlatıyor.

Uyuma vaktine kadar gezdik, gökyüzünü izledik ve fıskiyenin altında ıslandık.

4. Gün

Sabah derse Zülfü Livaneli- Ey Özgürlük şarkısını söyleyerek başladık. Sonra filmin analizini yaptık. Daha sonra ise grup oluşturduk ve seçtiğimiz görseli (elinde tüfek tutan bir çocuk fotoğrafı) “neler olmuş olabilir? Bu fotoğraf ne anlatıyor?” sorularıyla yorumladı. Her grup çok güzel yorumlamıştı. Biz kısa bir canlandırma yaparak yorumlamayı tercih etmiştik. Bu görsellerden yola çıkarak savaşın; ekonomi, sağlık, çevre, eğitim, demokrasi ve diğer alanlar üzerindeki etkisini tartıştık.

Gruplar oluşturduk ve zor şartlar altındaki (kanser, sınav kaygısı, sığınmacı vb.) birinin bize gönderdiği mektuba cevap vermeye çalıştık (Biz, Hitler döneminde son günlerini yaşayan bir Yahudi’nin mektubuna cevap verdik.).

Nick Vujicic‘in konuşmasını dinledikten hayatın nasıl davranacağının bana bağlı olduğunu ve umudunu kaybetmiş insanlara umut olmam gerektiğini daha iyi anladım.

Grup çalışması için tekrar ayrıldık. Bir grup ülkeye sığınmacı olarak kabul edilmek için isteklerini yüksek kurulda rol alan gruba dile getirdi fakat yüksek kurul isteklerimizi kabul etmedi ve ülkeye kabul edilmedik. 😀 Buradan fikirlerimizi ve isteklerimizi her zaman doğru bir şekilde ifade etmemiz gerektiğini çıkardım. 🙂

Akşam Yerdeki Yıldızlar-Her Çocuk Özeldir izledik. Filmden sonra voleybol oynadık. Biraz daha yorucu bir gün olmuştu.

görselde 10 kişi vardır ve grup çalışması yapmaktadır.

5. Gün

Sabah, filmin analizini yaptıktan sonra en iyi niteliklerimizi, güçlü yanlarımızı ve en büyük beklentilerimizi anlatan bir resim çizmek için açık alana çıktık. Herkes derdini anlatabilecek kadar çok güzel resimler çizdi. 🙂 Daha sonra çizdiğimiz resimle ne anlatmak istediğimizi sunduk.

Öğleden sonra zorbalık konusuna değindik. What Bullying Is ve What is Bullying (the basics) videolarını izledik. Zorbalığın çeşitlerinden bahsettik. Son olarak model  Winnie Harlow hakkında bu yazıyı okuduk. Sıra bize geldi ve bizler de iki gruba ayrılarak zorbalık hakkında video çektik. Kurguladık, rolleri belirledik, prova yaptık ve rollerimizi oynadık. Geçirdiğim en kaliteli ve komik anlardan bir tanesiydi. :,)

Akşam Sineklerin Tanrısı‘nı izledik ve film siyah beyazdı. Adada mahsur kalan çocukların otorite çatışmasının hikayesini anlatıyor. Kitabı gerçekten çok güzel ve okuduğumda çok sevmiştim. Herkesin okuması gereken bir kitap bence.:)

6. Gün

Sabah filmin analizini yaptıktan sonra değerlerimize göre bir davranışın doğru mu yanlış mı olduğunu tartıştık.(örn: yaşlılara yer vermek doğru görülen bir değerken hakaret etmek yanlış görülen bir değerdir.)

“İnsanların doğru oya sahip olmaları için belirli bir eğitim seviyesine sahip olması gerekir mi, yoksa herkesin eğitim geçmişinden bağımsız olarak oy kullanma hakkı var mıdır?” konusu hakkında fikirlerimizi belirttikten sonra iki grup oluştu. Ben insanların doğru oya sahip olmaları için belirli bir eğitim seviyesine sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Eğitim seviyesinden bahsettiğimiz şey ise vatandaşlık eğitimi. Bir nevi insanları doğru oy seçimi için bilinçlendirmek.

Ortaklaşacılık, toplumsalcılık anlayışına sahip x kültürü ile bireycilik anlayışına sahip y kültürünü ele aldık. Yani en genel hatlarıyla  x kültürü, geçmişine bağlı ve bir karar alınacağı zaman topluluğa bağlı kalarak alınıyor; y kültüründe ise geleceğe bağlı ve kararlar bireysel alınıp birey cesaretlendiriliyor. Gruplar oluşturarak x ve y kültürüne sahip bireylerin kaygılarına karşı çözüm üretmeye çalıştık.

Türkiye’de Barış Günü 1 Eylül’de kutlandığı için ufak bir etkinlik yaptık. Kimimiz şarkı söyledi, kimimiz dans etti ve kimimiz de şiir okudu.  Her birini kendimiz hazırlamıştık ve çok yaratıcı fikirler ortaya çıkmıştı.

Akşam Tangerines filmini izledik. Aslında ilk beğenmemiştim ama bu filmin bende sonradan çok derinleştiğini fark ettim. Filmin verdiği mesajlar benim için çok önemli ve herkesin izlemesini tavsiye ediyorum.

görselde 7 kişi vardır ve masada resim çizmektedirler

7. Gün

Sabah son kez filmi yorumladık. İhtiyaçlarımızı ve isteklerimizi doğru bir şekilde nasıl ayrıt etmemiz gerektiği hakkında konuştuk. Bu konudan sonra da kişisel sorunlar ve küresel sorunlar hakkında konuştuk. Daha sonra distopya/ütopya yazmak için ikişerli grup oluşturduk. Talha’yla ütopya yazmaya karar verdik. Ütopyamızın özelliklerini ve yaşam standartlarını belirledikten sonra yazdık. Uzay gemimizin adını da Talnuria koyduk. 😀 Ütopyamız daha çok distopya özelliği taşısa da Talha’yla takım olmak aşırı zevkliydi. 😀

Öğleden sonra rastgele dağıtılan kağıtta ismi yazan kişiyi bir hafta boyunca tanıdığımız kadarıyla tanıtmaya çalıştık. Çok zevkli bir etkinlik olmuştu. Daha sonra ilk günkü çatışma veya anlaşmazlık anında problemi nasıl çözeceğimizi ele alan İngilizce sınavı tekrar olduk. Sınavdayken İngilizcemin geliştiğini ve düşüncelerimin değiştiğini fark ettim.

Akşam Hacksaw Tepesi’ni izledik. Gerçek yaşamdan uyarlanmış bir film. Vicdani redden dolayı silahsız savaşa katılan bir insanın hikayesini anlatıyor. Filmden sonra voleybol sahasında hep beraber oturarak sohbet ettik.

8. Gün

Sabah uyandık, toparlandık ve Özyeğin Üniversitesinden ayrıldık. Kadıköy’de herkesi teker teker uğurladıktan sonra ben de teyzeme gitmek için yola çıktım.

Upuzun bir hafta mıydı yoksa kısacık bir hafta mıydı bilmiyorum ama yoluma daha umutlu devam edebilmem için açılan en güzel kapıydı.

görselde 5 kişi vardır ve barış işareti yapmaktadırlar.


Bir hafta boyunca edindiğim değerlerden bahsetmek istiyorum.

Tüm kamp boyunca farklı fikirlere sahip gruplar oluşturduk ve fikirlerimizi sunarken karşı karşıya değil, iç içe oturduk. Bir konuda aynı fikre sahip olduğumuz kişilerle kimi zaman farklı bir konuda karşıt fikre sahip olabiliyorduk. Bu da bize bazı konularda karşıt fikre sahip olmamızın normal bir durum olduğunu ve çatışmaya neden olmayacağını gösterdi. Her sabah bir önceki gün izlediğimiz filmin analizini yapmak ise olaylara karşı bakış açımı değiştirdi. Filmleri izlerken geniş bir perspektiften bakarak problemi anlamaya çalışıyordum ve kendimce çözümler üretmeye ve empati kurmaya çalışıyordum.

Düşüncelerimiz çoğu zaman karşıt olsa bile ortak düşüncelerimiz de her zaman olacaktır. Bunun yolu kavga ve çatışma değil, konuşarak tartışmaktır. Bir milleti, ırkı ve cinsiyeti sevmiyor olabilirsiniz fakat bir bireyi elinde olmayan özellikleri için tümden yok sayıp atamazsınız çünkü bireyi sahip olduğu millete, ırka ve cinsiyete göre değil kişisel olarak ele almalıyız.

Dünya barışı her ne kadar imkansız görünse de bin yıl önce teknoloji de imkansız görünüyordu. Çok zorlu ve uzun bir süreç olması imkansız anlamına gelmiyor. Belki de ilk iş sağlıklı fikirlere sahip olmak için farklı fikirlerin olması gerektiğini ve toplumun karşıt fikirlerle de huzurlu olabileceğini öğrenmemizdir. Bizi biz yapan en güzel değer farklılıklarımız ve farklılıklarımıza saygı duydukça değerimiz artar.

Okuduğunuz için teşekkür ediyorum.

Sevgi, barış ve bilimle kalın..

görselde 22 kişi vardır ve cam kapıda fotoğraf için poz vermektedir

 

ÖZNUR VURGUN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir