KİTAPLARDAN SEÇKİLER – ÇEVİRİ SERİSİ *Gençleri Şiddetin Ötesinde Bir Dünya İçin Eğitmek: Barış Pedagojisi*

Kitap: Gençleri Şiddetin Ötesinde Bir Dünya İçin Eğitmek: Barış Pedagojisi
Birinci Bölüm: Barışa Bir Şans Vermek
Yazar: Shapiro, H. Svi

 

Book: Educating Youth for a World beyond Violence: A Pedagogy for Peace*
Chapter One: Giving Peace a Chance
Author: Shapiro, H. Svi

 

Bu kitapta, artık hiçbir şeyin insan için daha barışçıl ve daha az şiddet içeren (ki burada şiddetin bütün tezahürlerini kastediyorum) bir dünyaya duyduğumuz ihtiyaçtan daha önemli olmadığını ileri sürüyorum. Ancak ebeveynler, politikacılar veya eğitimciler çocuklarımızın eğitim ihtiyaçları hakkında konuştuklarında, barışla ilgili sorular neredeyse hiçbir zaman gündeme gelmiyor.
(s. 5)

Bir bakıma okulların, gençleri geleceğin vatandaşları olarak, doğrudan hayatlarını etkileyecek konularla uğraşmaya teşvik etmekten büyük ölçüde kaçındığını görmek zor değil. Bu tür “ilgili” meseleler, illa ki, tutkuyla savunulan görüşleri ortaya çıkaracak sosyal, ahlaki ve politik kaygıları gündeme getirecektir, ve aileye, topluma ve dini inançlara dayanan düşüncelere değinecektir. Yinede, demokratik toplumlarda eğitimin rolünü ciddiye alacaksak, sınıflar gerçekten de, çelişen değerleri ve perspektifleri ortaya çıkaran potansiyel olarak tartışmalı konuların tartışılabileceği ve eleştirel olarak sorgulanabileceği yerler haline gelmelidir.
(s.6)

Ahlaki ve sosyal riayet ideolojisi, eğitimi savaş, şiddet ve insanlıktan uzaklaşma sorunlarıyla ciddi olarak ilgilenmekten mahrum edecek şekilde biçimlendiren tek faktör değildir. Öğretme, giderek, ölçülebilir sonuçlar, objektif olarak değerlendirilmiş performanslar ve standartlaştırılmış testler deliliğiyle çevrelenmiştir. Düşen standartların yarattığı panik ve yetersiz hesap verebilirlikle birlikte, politikacılar, iş dünyası liderleri ve diğerleri okullarımızı, yalnızca ölçülebilir olan şeylerin gerçek bir müfredat değerine sahip olduğu test fabrikaları olmaya yöneltmiştir. Ve sürekli olarak çocuklarımızın hayatınıöğrenci başarısının ölçümünü vurgulayan bir rejim şekillendirmektedir. Tüm bunların acı sonuçları şu anda iyi bilinmektedir. Öğrenciler,sıkı rekabet ortamında başarılı olmak için sürekli artan bir baskı ile karşı karşıyadır. Gençler arasında giderek artan stres ve endişe belirtilerini görmemiz hiç de şaşırtıcı değil.
(s.7)

Sadece meslekler ve iş ile ilgili olan eğitim, insan olmanın ne anlama geldiğinin eksik bir resminisunar. İnsanların ailelerimizde, toplumlarımızda, ulusumuzda ve dünya genelinde birbirleriyle yaşamayı ve birbirini umursamayı öğrenmeleri gerektiği gerçeğini göz ardı eder. Dünyayı sürdürme sorumluluğumuz hakkında hiçbir şey söylemez. Ve bize, hep birlikte vefarklılıklarımıza saygılı bir şekilde, ortak dünyamızı nasıl belirleyebileceğimizi ve yönetebileceğimizi öğreten hiçbir şey sunmaz. Kısacası, tamamen işe hazırlama ve çalışma ile ilgili bir eğitim vizyonu, insan olmanın anlamına dair eksik bir anlayışa dayanmaktadır.
(s. 9)

Şiddetin Altı Kaynağı:

1- Şiddetli çatışmalar, insanlar dünya hakkındaki anlayışlarını tek doğru ve kabul edilebilir anlayış; diğerlerini de sapkın veya tehlikeli ve savaşıp reddedilmesi gereken anlayışlar olarak gördüklerinde ortaya çıkar.

2- İnsanların görünmezliği, kaçınılmaz olarak açık çatışma ve öfkeye dönüşecek olan hayal kırıklığı ve kızgınlık için biçilmiş kaftandır. Görünmezlikle, diğer insanların varlıklarını tam olarak anlama ve onaylamadaki başarısızlığı kastediyorum. (Görünmez olanlar) Başkalarının gözünde, kısıtlı ve sömürücü bir bakış hariç, göz ardı edilirler ve fark edilmeden kalırlar.

3- İster başkalarının hayatları üzerinde kontrolü elinde tutabilmek için açık bir şekilde güç kullanımıyla olsun, ister dolaylı biçimde ekonomik olarak yoksun bırakmakla olsun, sosyal adaletsizlik insanın değerini parçalar ve baltalar,ve insanların hayatlarını en iyi şekilde yaşama kapasitesini kısıtlar. Sosyal eşitsizlikten daha güçlü bir öfke ve çatışma sebebi yoktur.

4- Rekabet kültürü. Bu rekabet tipik olarak, bize yaşamın bir yarışma olduğunu ve sahip olmamız gerektiğine inandığımız şeyi elde etmek için aynı şeyin peşinde olan diğerlerine karşı agresif bir rekabete girmemizi söyleyen bir ‘anlatı’ ile sürdürülür. Sonuç olarak, inatçı rekabetbütün hayatımızı yönetir. Başkalarının sahip olduklarını kıskanmak,düşüncelerimizin ve hislerimizin çoğunu kontrol eder. Sürekli bir yoksunluk veya yetersizlik durumunda olduğumuzu düşünürüz ve her zaman başkalarının sahip olduklarının kıskacı altındayızdır. (Hayatımızın her alanında bulunan, ancak okullarımızdaki etkisi her yerden daha fazla olan) Amansız rekabet propagandası, diğer insanları her zaman düşmanlarımız olarak görmek için bir katalizördür.

5- Acı ve ıstırap kesinlikle maddi yoksunluktan gelebilir, ama aynı zamanda ruhsal boşluğun ürünüdürler. Derin bir amaç ve anlam olmadan, hayat hızla umutsuzluk yolculuğuna dönüşür. Ve çaresizlik, hem depresyon ve kendini hırpalamaya dönüşen içe dönük öfke için, hem de yalnızca bitmek bilmeyen bir hayal kırıklığı sunan dünyaya karşı dışa dönük öfke için verimli topraklar sağlar. Hakiki anlam kaynaklarını baltalayan ve aşındırangüçlü faktörlerin olduğu bir dünyada yaşıyoruz: kapitalizmin küreselleşmesi, tüketimcilik ve hiper-bireysellik etiği… Bunların hepsi derin bir anlam krizine katkıda bulunuyor.

6- Son olarak, savaş çarkındahayat bulan yapılar ve kurumlarla karşı karşıyayız. Siyasi ve ekonomik çıkarlar, insanlar her zaman tehdit altında olduklarına ve bu çıkar alanlarına tam destek vermeleri gerektiğine inandıklarında büyük bir fayda elde ederler. ABD’deki sonuç, ulusumuzun önceliklerini ve yatırımlarını büyük ölçüde çarpıtan askeri bütçeleri oluşturan askeri-sanayi-politik bir yapıdır. Bundan da öte, vatandaşlarımız, sürekli olarak, savaş ve askeri gücün küresel sorunlar için gerekli çözüm olduğuna inanmak üzere eğitilmektedirler.
(s. 11-14)

Toplumumuzda ve dünyamızda şiddetin yaygınlığı, öncelikle insan kültürlerinin fonksiyonlarının ve belirli toplumların oluşturulma şekillerinin bir sonucudur. Bu anlamda, şiddet sonsuza dek tahammül etmemiz gereken kaçınılmaz bir kader değildir. Toplumlar, insanoğlunun eserleridirler ve daha barışçıl, sevgi dolu, merhametli ve adil ilişkilerin kurulmasını sağlayacak şekilde değiştirilebilirler. Ve yukarıda belirttiğim patolojileri – otoriterlik, insan görünmezliği, sosyal adaletsizlik, amansız rekabet, anlam krizi ve savaş yönelimli devlet – ele alan şekillerde…Bu, genellikle eğitim hakkında düşünme şeklimizin kökten değişmesi gerektiği anlamına geliyor.
(s. 15)

Öğrencilerimin düşünmesini istediğim sorulardan biri, hayatlarımızı nasıl çeşitli şiddet olaylarınıngölgelediğidir. Kendi hayatım hakkında konuşarak başlarım. Benim veya ailemin şiddet ile karşılaşmalarımızın bir kısmını açığa vurmak, sınıfımdaki öğrencilerin korkuları ve endişeleri hakkında konuşmaları için bir katalizör oluyor… Kısa bir süre sonra, şiddet ve acının tüm hayatımızı gölgelediğini görüyoruz – ancak belki de bunu o kadar kanıksamışız ki, onu bir problem ya da tedavi gerektiren bir patoloji olarak görme yeteneğimizi kaybetmişiz. Bu, sadece hayatın bir parçası – meydan okumadığımız veya sorgulamadığımız bir şey – haline gelmiş. Bunu, sadece içinde yüzmek zorunda olduğumuz su olarak görmeye başlamışız. Bu olgu, insanların farkındalık alanına girdiğinde, bir zamanlar sorgusuz sualsiz kabul edilen şey, üzerinde düşünülecek ve belki meydan okunacak bir şey haline gelir. Bu da başka bir dünyanın yaratılması olasılığını orta çıkarır.
(s.19-20)

Bu kitap, insanların birbirlerine daha fazla özen, merhamet ve saygıyla yaklaşabilecekleri inancı ve eğitimin insanlarıntutum ve davranışlarında bir değişikliğe katkıda bulunabileceği inancıyla yazıldı. Aynı zamanda, bu değişimi gerçekleştirmenin zorluğu da aşikâr. Daha insani ve adil bir dünyanın oluşturulmasına tamamen aykırı olan dürtülerin bizi çok fazla yönlendirdiğini görmezden gelmek imkansız. Açgözlülüğün ve kişisel çıkarların yönlendirdiği davranışları görüyoruz. İnsan ıstırabına ve acıya karşı ilgisizlik ve kayıtsızlığı görüyoruz. Ayrıca, faillerin, sadist şiddeti içinde, ürkütücü bir hazla ve hatta zevkle davrandıkları vahşet eylemlerini de görüyoruz. Çevremizdeki olayları takip eden hiç kimse, insan davranışının karanlık gerçekliğini göz ardı edemez. Hayatları kurtarmak ve korumak için savaşmak zorunda kalmanın haklı çıkabileceği zamanlar olduğu da tartışmasız–ancak bunun çok az olduğuna inanıyorum… Birçok kez söylendiği gibi, hayatın olduğu yerde, daha iyi bir dünyaya dair umut ve ihtimal vardır. Yaptıklarımızın sonuçları bizim istediğimiz ve umduğumuzdan daha az olsa bile, eylemlerimizin değerli olduğuna ve fark yaratacağına inanabiliriz… Bu kitap bu hislerle yazılmıştır.
(s. 23-24).

Shapiro, H. (2010). Educatingyouthfor a worldbeyondviolence: A pedagogyforpeace. Springer.

 

ÇEVİREN: TALİP GÜLLE

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir