MANDALİNALAR (2013)  

MANDALİNALAR (2013)

 ‘Düşman’ Örtüsünü Kaldırmak

The New York Times’dan A. O. Scott’ın ‘bir savaş ve onur öyküsü’ ve ‘hümanist bir masal’ olarak tanımladığı Mandalinalar (Mandariinid / Tangerines) filmi, Estonyalı yönetmen Zaza Urushadze’nin yönettiği 2013 Kasım yapımı ve 2015Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı’na aday olan seçkin bir film.

Film, Sovyetler Birliği sonrası dönemde ihtilaflı bir bölge olan Abhazya’da, ırak bir köyde geçiyor. Ivo (Lembit Ulfsak) ve Margus (Elmo Nüganen), aileleri ve diğer herkes köyü terk edip Estonya’ya yerleştikten sonra, bu sessiz dağ vadesinde kalıyorlar: Margus, mandalinalarını hasat edip, Estonya’ya dönmeyi planlarken, atölyesinde mandalinalar için kasa yapan Ivo’nun burada kalmaktaki motivasyonu ancak filmin sonunda anlaşılıyor.

Savaşın kıyısında kalmış, alışılmış yerel aktivitelerin, sade manzaralar ve yaşantıların doldurduğu bu köyün ve son iki sakininin ritimleri, köyde Çeçenler ve Gürcüler arasındaki silahlı çatışma ile bozulur. Hayatta kalan ancak yaralı iki düşman, Gürcü Niko (Misha Meskhi) ve Çeçen paralı asker Ahmed (Giorgi Nakhashidze), artık bir ‘tarafsız bölge’ye dönüşen Niko’nun evinde, farklı odalarda, aynı çatı altında tedavi görmeye başlarlar. Daha hafif yaralı olan Ahmed, önceleri Niko’yu öldürmek için girişimlerde bulunsa da, önce bilinci yerinde olmayan birini öldürmeyi onurlu bir davranış olarak görmediği, daha sonra Ivo’ya borçlu hissettiği için onun evinde kimseyi öldürmemeyi kabul ettiği için Niko’nun iyileşme sürecinde ve daha sonra onu öldürmeye teşebbüs etmez.

Niko iyileştikten sonra aralarında sözlü tartışmalar olsa dahi, bu iki karakter arasında Niko’nun çay fırlatması dışında filmde fiziksel bir çatışmaya tanıklık etmiyoruz. Çeşitli bahanelerle Niko’yu öldürmeyi erteleyen Ahmed ile Niko birbirleriyle konuşmaya başladıkça, ‘düşman’ tanımının altında kimliği gizlenmiş bu iki insan, artık ‘Ahmed’ ve ‘Niko’ adındaki bireyler olarak etkileşim kurmaya başlıyorlar. Bu, şu soruyu akla getiriyor: Savaşlarda çatışan insanlar birbirlerini tanısalardı yine de öldürmek isterler miydi?

Ahmed ve Niko arasında geçen şu diyalog ise, Ivo’nun evinde geçirdikleri kısa zamanda bu ikilinin bu soruya verecekleri cevaba dair bir his uyandırıyor:

Ahmed: Hristiyanlığa saygı duyuyoruz.
Niko: Biz de diğer inançlara saygı duyuyoruz. Fakat neden birdenbire dinden bahsetmeye başladın?
Ahmed: Bir sebebi yok… Diğer Gürcüler neyin oluyordu?
Niko: Neden soruyorsun?
Ahmed: İlgileniyorum.
Niko: Çok yakın arkadaşlar değildik. Burada tanıştık. Fakat iyi insanlardı.
Ahmed: İbrahim’le kardeş gibiydik. Beraber büyüdük.
Niko: Çok üzgünüm.

Biraz sonra Ahmed kapıdan çıkmadan önce Niko’ya döner ve “Arkadaşların öldüğü için üzgünüm. İyi adamlardı.” der.

Filmin ilerleyen bölümünde, Ahmed’i korumak isteyen Niko ve mandalinalarını toplayamamış Margus vurularak ölürler. Filmin açılış sahnesinde, mandalinalara kasa yapmak için odun biçen Ivo, şimdi de tabut yapmak için biçiyordur. Aynı sahne, önce ‘yaşam’ı simgelerken artık ‘ölüm’ü anlatır.

Filmin finaline doğru, Ivo’nun oğlunun, Ivo’nun ısrarlarına rağmen katıldığı savaşta öldürüldüğünü öğreniriz – hem de savaşın başında Gürcüler tarafından öldürülmüştür. Ivo’nun “Bu kimsenin savaşı değil” demesi onu ikna etmemiştir. Ivo, Niko’yu oğlunun mezarının yanı başına gömer ve Ahmed ile Ivo arasında şu sarsıcı diyalog geçer:

– Yani oğlunu Gürcüler mi öldürdü?
-Evet, ama ne fark eder ki?
-Nasıl yani? Oğlunun mezarının yanına bir Gürcü gömdün.
-Ahmed, fark eder mi?
– ….
-Cevap ver!
-Hayır, fark etmez.

İnsanları belli kalıplar içinde düşündükçe, onlara dair diğer özellikleri arka plana itip, onları sadece odaklandığımız özellik üzerinden tanımladığımız zamanlar vardır. Bu zamanlarda, o insanları bütün yönleriyle görememeye başlamamız, onların kimliklerini indirger. Bu kategorizasyon, hayatın çeşitli alanlarında alışılagelmiş bir hal almıştır: Örneğin, bir maçta stadyumu dolduran insanlar, rakip takımın taraftarlarını yalnızca ‘rakip’/ ‘karşı taraf’ olarak görmeye başladıklarında ve bu tanımı aşırı öne çıkardıklarında taraftarlar arasında çatışmalara tanıklık ediyoruz. Oysa herkesin diğer takımlardan arkadaşları vardır ve ‘rakip’ fırçasıyla tek renge boyanan o insanlar da aslında tanışıldığında ‘arkadaş’ tanımını alabileceklerdir. Herkes gündelik hayatında çeşitli ‘çatışma’larla karşı karşıya gelir, ancak asıl mesele bu çatışmalara nasıl yaklaştığınızdır: çözümünüz daha çok hasar mı yaratıyor, yoksa gerçekten bir çözüm mü?Geçmiş kavgalarınıza baktığınızda, ‘Gerçekten değer miydi?’ sorusunu, bir de Ivo’nun gözünden düşünün: savaşın içinde oğlunu öldürmüş olan ‘Gürcü’lerden birinin öldürülmesine izin verseydi, buna gerçekten değer miydi, yoksa onun yaptığı gibi ‘hayatı’ seçmek daha mı güzel?

TALİP GÜLLE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir